OSMANLI DÖNEMİNDE SELANİK'TEKİ DİNİ YAPISI
Selanik şehri Osmanlı İmparatorluğunun Rumeli'deki metropol şehirlerinden biriydi. Kozmopolit yapısı, etnik ve dini çeşitlilik şehrin kendine has dokusunu yansıtmakla kalmıyor; İmparatorluğun ve Avrupa'nın İstanbul'dan sonra çok dinli merkezlerinden birini teşkil ediyordu. Her şeyden önce, Doğu Akdeniz dünyasının bir liman kenti olması ise onu dış ticaret merkezlerinden biri haline getirirken, Selanik 19. asrın ikinci yarısından itibaren hızlı bir ekonomik kalkınmayı da temsil etmekteydi. Bu anlamda İmparatorluğun dış dünyaya, özellikle Avrupa'ya açılan bir kapısı hüviyetini taşımaktaydı . Bu sosyal ve iktisadi yapılanma içinde Selanik, şehri kuşatan surları, gece kapatılan dört kapısı ve her şeyden önemlisi 16. yüzyıldan itibaren değişik dönemlerin mimari motiflerini taşıyan ibadethaneleri ile sıra dışı ve ilgi çekici bir kent idi. Bu anlamda aslında şehir, İmparatorluğun küçük bir prototipi olmasının yanı sıra Tanzimat dönemi ile birlikte yeni bir safha kazanan millet sisteminin ise önemli uygulama sahalarından biriydi. Burada Kilise, Sinagog ve camiler iç içe bir vaziyetteydi. Dinlerin ve etnik yapıların birbirine kavuştuğu böylesi bir uzamda, Ayios Demetrios'un mezarı üzerinde hem Müslüman hem de Hristiyanların olması ne kadar doğalsa, aynı şekilde surların hemen dışında haftanın iki gününde ayin icra edilen Mevlevihane'ye Hristiyan ve Yahudilerin katılması da o kadar doğaldı.
TARİKATLAR
18. yüzyıl kadı sicillerine dayandırılan bir başka çalışmada burada 28 adet sufi tekkesi olduğu ve bu tekkelerin hayır sahipleri için aracı birer kurum işlevi gördüğü tespiti yapılmıştı. Anastassiadou çalışmasında şehrin geniş bir tekke ağıyla örüldüğünü dile getirerek bunların özellikle debbağlar, havlu imalatçıları, nalbantlar, üzüm tacirleri gibi meslek erbabının tekkeleri olduğunu vurgular. Diğer tekkelerin ise ya Müslüman mahallelerinde ya da şehir kapılarının yanında konuşlandırıldığını belirtmiştir.
20. yüzyılın başlarına ait vergi kayıtlarından yapılan bir araştırmaya atıfla, şehirde 14 tekke ve 13 türbe olduğu ifade edilmiştir. Aslında, 18. yüzyıl kayıtları ile söz konusu dönem arasında tekke ve türbe sayılarında bir tutarlılık olduğu söylenebilir. Her ne kadar baktığımız dönem sonrasına ait olsa da Selanik'teki tekke ve türbelerin bütüncül bir resmini ortaya koymasından ötürü aşağıdaki listede bu isimler verilmiştir
Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde mevcut Selanik Şehrine ait bir haritada İki Lüle, Kapı, Zindan, Fethiye, Yakup Paşa, Rifai, Hızır Baba ve Halvetî tarikatından Pazar tekkesi isimleriyle 8 adet tekke zikretmiştir. Dolayısıyla, Zindan, Kapı, ve Fethiye tekkeleri listede müşterek geçen tekkelerdir. Eğer diğer tekkelerin isimleri ile listedeki geri kalan tekkeler farklı isimler ile bir çatı altında toplanmıyorsa mevcut rakama eklenebilir. Ayrıca, bunlardan başka Kal'a-yı Bâlâ zaviyesi ve Kadiri tarikatından Salı tekkesi adında iki tekkenin de bulunduğu bilinmektedir. Selanik'te bunlardan başka Eski Cuma taraflarında Hamza Baba isminde Sâ'di tarikatından bir zaviye , Topal Mehmed Ağa zaviyesi, Pişmaniye, Ali Paşa mahallesinde yine Sâ'diyeden Yahya Baba zaviyesi , Mirahor İlyas Bey tekkesi gibi tekkelerde bulunmaktadır. Bunlardan başka, Halvetî tarikatının Sinaniyye koluna bağlı beş adet zaviye daha olduğu bir yazma vakıf defterinden anlaşılmaktadır. Bunlardan Süleyman Efendi, Şeyh Zühri ve Hacı Musa Dede zaviyelerinin merkezde olduğu ve Veli Dede ile Ferhad Efendi zaviyelerinin ise Selanik çevresinde bulunarak İstanbul'da Şehremini'nde Pir Ümmi Sinan dergâhına bağlı bulundukları görülmektedir. Böylelikle, şehrin merkezinde toplam 24 adet tekke olduğunu söylemek mümkündür.
Bunlardan başka Selanik'de 18. yüzyılda Numan Paşa'nın bir Nakşibendi zaviyesi inşa ettiği bilinse de 19. yüzyılın ortalarında Nakşibendiliğin bireysel ve ilmî düzeyde etkili olduğu anlaşılmaktadır. Bu bağlamda, Selanik eski defterdarı Hacı Münib Efendi Nakşibendi tarikatının âdâb ve erkânına dair Hadim müftüsünün Arapça yazdığı eseri Türkçeye çevirmişti. Hem ulemadan hem de Nakşibendi tarikatından olan aynı zamanda da iki gözü âmâ bir başka şeyhin de "neşr-i ulûm" yaptığı ve Selanik gelirlerinden kendisine maaş bağlandığı anlaşılmaktadır. Bütün bu tekkelerin dağılımına bakıldığı zaman doğal olarak Müslüman mahalleler ve şehrin kapılarına yakın yerlerde yoğunlaştığı görülecektir.